ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
Eğitim Yönetimini Yeniden Düşünmek–1

Tezim şudur: Eğitim sistemimiz, ayakları üzerine değil başı üzerine yürümeye çalışan insanın durumuna benzemektedir.

Sevgili arkadaşım Ahmet Kandemir’in, mevzuat bilgisine, birikimine güvenirim. O nedenle yazılarını da özenle okurum. Ayrıca altındaki yorumları da. Nerede ise tamamı eğitimci olan yorumcuların yazdıkları bana “öğretmenler ve okul yöneticilerinin” ne düşündükleri konusunda fazlasıyla bilgi verir.

Örneğin Sevgili Ahmet’in “Eğitim Kurumlarına Yönetici Atama Yönetmeliği”ndeki değişikleri ele son yazısı(http://www.memurlar.net/haber/147671) bunun güzel örneklerinden biri oldu.

Bilirsiniz okuyucu yorumları, sadece metinle ilgili olmaz. Bazen kendi aralarında yeni bir tartışma açar ve orada tartışırlar da. Ahmet’in yazısının altında “Okul müdürleri ne iş yapar” sorusu etrafında dolaşan bir tartışma var. Doğrusu bana epeyce veri sağlayan bir tartışma. Uzun yıllardır benim üzerinde durduğum bir sorunu tetikleyici bir içerik taşıyor. Ortaya atılan soru öyle olmasa da verilen cevaplar öyle.

Benim cevabını aradığım soru “öğretmenlerin” neden “okul müdürü, yardımcısı veya yönetim basamaklarından birinde” olmayı bu kadar istediğidir?

Yorumcunun biri soruyor: “Okul müdürü ne yapıyor?”. Öbürü cevap vermiş:

“-Müdür okulun telefon, kırtasiye, temizlik, bakım onarım giderleri için mahalli kaynak bulmalıdır, ancak para toplamak yasaktır. —Her sabah okula acaba bu gün hangi öğretmen sevk için sabahtan gelecek diye kaygıyla gider (elbette her öğretmen insandır ve hastalanabilir ama müdür boş geçecek derslerin kaygısıyla gider çünkü müdür her şeyden sorumludur)—Gece yarısı kalkıp kaloriferin yanıp yanmadığını kontrol eder, kömür bitiyorsa kömür dökmelidir.—Olmayan hizmetlinin yerine nasıl adam buluruz sigorta giderini nasıl karşılarız diye kara kara düşünür.—Öğretmenlerin kırmadan vaktinde derse girmesini sağlamalıdır. Diğer okullarla eğitim öğretimde rekabet etmelidir. Eğitimde seviyenin yükselmesi için ek çalışmalar yapmalıdır.—Velilerden gelen öneri ve şikâyetleri kimseyi kırmadan halletmelidir.—Okula çevreden gelebilecek zararlara karşı tedbir almalıdır.—Birbirine küsen darılan personeli kaynaştırmalıdır. v.b.”

Bu cevabı okurken işte dedim kendi kendime: Bir mesleğin ölümünün ortaya çıkardığı kara mizah bu olsa gerek.

Eğitim-öğretimde işin özü sınıfta gerçekleşir.

Sınıfta iki statü, iki taraf var: Öğretmen ve öğrenci.

Türk Eğitim Sistemi ve örgütsel yapısı sınıftaki ilişkinin başarısı için vardır. Örgütlenmede öğretmen öğrenci ilişkisini düzenleyen birimler ana birimler, bu düzenleyici kurumların ihtiyaçlarını karşılayanlar ise yardımcı birimlerdir.

Dünyanın neresinde var bilmiyorum. Yardımcı birimlerde görev almanın üst, ana birimlerde görev almanın ast olduğu bir yönetim anlayışı…

Evet Türkiye’de var.

Çünkü Türkiye’de sınıfa girmek önemsiz ama yukarıda yorumcunun yazdığı işleri yapmak daha önemli.

Peki, bu işi kimlere yaptırıyoruz?

Sınıfa girmek için yetiştirdiğimiz, yetişmesi için dünyanın parasını harcadığımız öğretmene…

Sizce, bu işte, yanlış giden bir şey yok mu?

Verdiğim örneği sadece okul-yönetimi için düşünmeyin. Bakanlığın yönetiminde de bu işler böyle.

Örneğin, “Personel Genel Müdürlüğü mü? Talim Terbiye Kurulu mu” daha önemlidir diye sorayım. Personel Genel Müdürlüğü diyeceğinizden kuşku duymuyorum. Öyle ya daha etkili ve etkin bir kurum Personel Genel Müdürlüğü. En azından şu an ki durum böyle.

Bir önceki TTKB’nı açıklamıştı. Kuruma “personel geliyor, gidiyor benim haberim olmuyor” diye. Bu açıklamanın ardından bir yazılı önergesine verilen cevapta bunun doğal, yasal bir uygulama olduğunu açıklamıştı.Bakanlık Yardımcı birimin, ana birimi düzenlemesinden başka bir anlamı yoktu, kurul başkanın söylediklerinin ve yazılı soru önergesine verilen cevabın.

Yorumcu bir başka öğretmen yazıyor:

“2002 yılından beri müdürlük sınavını kazanmış ve 7 yıldır atanamayan insanların hakları nasıl telafi edilecek. Ben 18 yıllık öğretmen iken bu sınavı kazandım. (86 puan) Şimdi 25. yılımı çalışıyorum. Ne zaman md. yardımcısı olup ne zaman müdür olma hakkına kavuşacağım. Bu haksızlık nasıl son bulacak. Niçin bu konuyu da gündeme getirmiyorsunuz. İki aşamalı sınavı geçmek için verdiğimiz mücadele niçin görmezden geliniyor.”

Görülüyor ki okul yöneticisi olmak, uğrunda sınavlara, bakanlığın özel uygulamalarına katlanmayı gerektirmesine rağmen bitmeyen bir arzu içinde istenen bir görev.

Peki neden isteniyor? Sınıfa girmek için yetişmiş, bu değerli, birikimli, deneyimli insanlar neden yönetim basamaklarında görev almak için çırpınıyor?

Bu sorunun cevabını da bir sonraki yazıda ele alayım.

31.08.2009

 


0 Yorum - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret7709
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım